Ana içeriğe atla

Büyüme var, rahatlık yok

Dünya büyümeye devam ederken yüksek faiz, petrol, bütçe açığı ve borç yükü ekonomiler üzerindeki baskıyı artırıyor. Emre Yaşar’ın haftalık Panorama yazısı.

Büyüme var, rahatlık yok

Dünya ekonomisi büyümeye devam ediyor, Türkiye cari fazla veriyor, enflasyon geriliyor. İlk bakışta tablo fena görünmüyor. Fakat biraz yaklaştığınızda başka rakamlar beliriyor: 110 dolara yaklaşan petrol, yeniden faiz artırımını konuşan Fed, borçla finanse edilen yapay zekâ yatırımları, Türkiye’de 1,8 trilyon lirayı aşan bütçe açığı ve 929 milyar liraya dayanan takipteki banka alacakları. Bu haftanın panoramasında asıl mesele büyüme değil; büyümeyi finanse etmenin giderek artan maliyeti.

Bazen ekonomik veriler birbirleriyle konuşur.

Tek tek baktığınızda olumlu görünen birkaç rakamı yan yana koyduğunuzda ortaya oldukça farklı bir resim çıkabilir.

Bu hafta tam olarak böyle oldu.

Uluslararası Para Fonu dünya ekonomisinin 2026 yılında yüzde 3,1 büyümesini bekliyor.

Türkiye ağustos ayında 4 milyar doların üzerinde cari fazla verdi.

Türkiye’de yıllık enflasyon yüzde 30’un altına indi.

Bunların her biri tek başına olumlu okunabilecek gelişmeler.

Ama aynı hafta Brent petrol 110 dolara yaklaştı.

ABD’de enflasyon yeniden hızlandı.

Fed’in faiz artırma ihtimali güçlendi.

Yapay zekâ şirketlerinin devasa borçlarla finanse ettiği yatırım modeli sorgulanmaya başladı.

Türkiye’de eylül bütçe açığı 532 milyar lirayı geçti.

Bankaların takipteki alacakları 929 milyar liraya dayandı.

Borsa İstanbul haftayı yüzde 4’ün üzerinde kayıpla kapattı.

Demek ki hikâye yalnızca “ekonomi büyüyor mu?” sorusundan ibaret değil.

Asıl soru şu:

Bu büyümenin maliyeti ne?

DÜNYA EKONOMİSİNİ YAPAY ZEKÂ TAŞIYOR

Haftanın en önemli raporlarından biri IMF’den geldi.

Fon, küresel ekonominin bu yıl yüzde 3,1 büyümesini bekliyor.

İlginç olan, tahminin birkaç ay öncesine göre biraz yukarı çekilmiş olması.

Neden?

Büyük ölçüde yapay zekâ yatırımları.

Veri merkezleri.

Çip fabrikaları.

Enerji altyapısı.

Bulut sistemleri.

Yapay zekâ için yapılan dev yatırımlar yalnızca teknoloji şirketlerini büyütmüyor.

Elektrik şirketlerini, inşaatı, çip üreticilerini, soğutma sistemlerini, kablo üreticilerini ve enerji altyapısını da harekete geçiriyor.

IMF’ye göre yapay zekâ yatırımları olmasaydı küresel büyüme bugünkünden daha zayıf olacaktı.

Ama burada önemli bir sorun var.

Bu yatırım dalgasının önemli bölümü borçla finanse ediliyor.

Ve para artık ucuz değil.

AI HİKÂYESİNDE İLK ÇATLAKLAR

Haftanın dünya piyasalarındaki en dikkat çekici gelişmesi teknoloji hisselerindeki satıştı.

Uzun zamandır piyasa yapay zekâ yatırımlarının önünde neredeyse sınırsız bir büyüme alanı olduğunu varsayıyordu.

Bu hafta ise farklı bir soru sorulmaya başlandı:

Bu yatırımlar ne zaman para kazanacak?

Özellikle veri merkezi yatırımlarının borç finansmanı yatırımcıların radarına girdi.

CoreWeave gibi yapay zekâ altyapısı şirketlerinin hem hisselerinde hem tahvillerinde sert satışlar yaşandı.

CoreWeave hissesi yalnızca cuma günü yüzde 12, hafta genelinde yaklaşık yüzde 25 değer kaybetti.

Burada önemli olan tek bir şirket değil.

Piyasanın bakışındaki değişim.

Yapay zekâ hikâyesi artık yalnızca “ne kadar büyüyecek?” üzerinden okunmuyor.

“Bu büyümenin finansmanını kim sağlayacak?” sorusu da soruluyor.

Yüzde 1 faiz ortamında bu sorunun önemi daha azdı.

Yüzde 5 civarında tahvil faizlerinin olduğu bir dünyada ise çok önemli.

ABD’DE ENFLASYON YENİDEN KAPIDA

Üstelik paranın yakın zamanda ucuzlayacağına ilişkin beklentiler de bu hafta darbe aldı.

ABD’de eylül tüketici enflasyonu aylık yüzde 0,6’ya yükseldi.

Yıllık enflasyon ise yüzde 3,4’ten yüzde 3,7’ye çıktı.

Enerji burada önemli rol oynadı.

Benzin fiyatları yalnızca bir ayda yüzde 9,1 arttı.

Ancak sorun yalnızca enerji değildi.

Çekirdek enflasyon da beklenenden güçlü geldi.

Bu veri sonrasında piyasalar yeniden Fed faiz artırımını konuşmaya başladı.

Daha birkaç ay önce tartışma “Faiz ne zaman düşecek?” şeklindeydi.

Şimdi yeniden “Bir artırım daha gelir mi?” deniliyor.

Finans piyasalarında sorunun değişmesi çoğu zaman cevabın değişmesinden daha önemlidir.

Çünkü Fed’in faiz artırma ihtimali masada kaldığı sürece dünyanın geri kalanında paranın maliyeti de kolay kolay düşmez.

PETROL YENİDEN 110 DOLARA DAYANDI

Bu hesabı zorlaştıran bir başka gelişme petrol.

Brent petrol haftanın son işlem gününde yüzde 3,7 yükselerek 109,86 dolara çıktı.

Ortadoğu’daki arz güvenliği endişeleri petrolün ikinci haftayı da yükselişle tamamlamasına neden oldu.

100 doların üzerindeki petrol yalnızca enerji piyasasının konusu değildir.

Merkez bankasının da konusudur.

Bütçenin de.

Cari açığın da.

Şirket kârlarının da.

Vatandaşın market harcamasının da.

Petrol pahalandığında nakliye pahalanır.

Nakliye pahalandığında mal pahalanır.

Üretim maliyetleri artar.

Enflasyon yeniden beslenir.

Sonra merkez bankası daha yüksek faizi daha uzun süre korumak zorunda kalır.

Yani petrol ile faiz arasında görünenden çok daha güçlü bir bağ vardır.

TÜRKİYE’DE AYLIK CARİ FAZLA, YILLIK 42 MİLYAR DOLAR AÇIK

Türkiye açısından haftanın olumlu verilerinden biri cari dengeydi.

Ağustos ayında cari işlemler hesabı 4 milyar 53 milyon dolar fazla verdi.

Altın ve enerji hariç cari fazla ise 8 milyar 205 milyon dolar.

Turizm sezonunun etkisi burada açık biçimde görülüyor.

Hizmetler dengesi güçlü.

Turizm döviz kazandırıyor.

Ağustos gibi yaz aylarında cari fazla vermemiz şaşırtıcı değil.

Ama Panorama’da tek aylık veriden çok büyük resme bakmamız gerekiyor.

Son 12 aylık cari açık hâlâ yaklaşık 42,1 milyar dolar.

Ve bence daha önemlisi şu:

Altın ve enerji hariç cari fazla 8,2 milyar dolar.

Enerji ve altını dahil ettiğimizde 4 milyar dolar.

Aradaki fark bize Türkiye ekonomisinin temel hassasiyetlerinden birini tekrar gösteriyor.

Enerji.

Brent petrolün 110 dolara yaklaşması bu nedenle Türkiye açısından ABD veya Avrupa’dan daha önemli.

Çünkü pahalı petrol bizim için hem enflasyon hem cari denge demek.

BÜTÇEDE FAİZİN AĞIRLIĞI

Haftanın benim açımdan en önemli Türkiye verisi ise bütçeydi.

Merkezi yönetim bütçesi eylül ayında 532,2 milyar lira açık verdi.

Yılın ilk dokuz ayındaki açık 1 trilyon 840 milyar liraya ulaştı.

Buraya kadar rakam büyük.

Ama asıl dikkat edilmesi gereken kalem başka.

Faiz.

Ocak-eylül dönemindeki faiz harcamaları 2 trilyon 251 milyar liraya çıktı.

Bir başka ifadeyle devletin dokuz ayda ödediği faiz, aynı dönemde verdiği toplam bütçe açığından daha yüksek.

Bu ayrım önemli.

Faiz giderleri olmasaydı bütçe 410,8 milyar lira faiz dışı fazla veriyor.

Yani bütçe tablosunun temel yüklerinden biri borcun finansman maliyeti.

Yüksek faiz yalnızca kredi kullanan vatandaşı veya şirketi etkilemiyor.

Devlet de yüksek faiz ödüyor.

Ve kamu faiz ödediğinde o para başka bir alanda kullanılamıyor.

Altyapıya.

Eğitime.

Sağlığa.

Yatırıma.

Burada sıkı para politikasının zor tarafını görüyoruz.

Enflasyonu düşürmek için yüksek faize ihtiyaç var.

Ama yüksek faiz sürdükçe ekonominin finansman maliyeti artıyor.

VATANDAŞ TARAFINDA BORÇ BİRİKİYOR

Aynı haftanın bankacılık verileri de bu maliyetin başka tarafını gösteriyor.

BDDK verilerine göre tüketici kredileri 3 trilyon 512 milyar liraya ulaştı.

Bireysel kredi kartı alacakları 3 trilyon 472 milyar lira.

İkisini topladığınızda yaklaşık 7 trilyon liralık bir bireysel kredi ve kart büyüklüğünden söz ediyoruz.

Ancak benim dikkat ettiğim rakam toplam borçtan çok takipteki alacaklar.

Bankacılık sisteminde takibe düşen alacaklar tek haftada 14,2 milyar lira artarak 928,8 milyar liraya ulaştı.

Bu rakam birkaç ay önce 700 milyar liranın altındaydı.

Borç artabilir.

Nominal ekonominin büyüdüğü ve enflasyonun yüksek olduğu ülkelerde zaten artar.

Ama takibe düşen borcun hızlı artması farklı bir sinyal verir.

Bu, ödeme kapasitesine bakmamız gerektiğini söyler.

BORÇLANMA İLE BÜYÜME ARASINDAKİ SINIR

Aslında Türkiye’deki tablo ile dünyadaki yapay zekâ tartışması birbirinden tamamen bağımsız değil.

İkisinde de aynı ekonomik soru var:

Borçlanarak ne kadar büyüyebilirsiniz?

Borç kötü bir şey değildir.

Doğru kullanılırsa yatırım yaratır.

Yeni fabrika kurulur.

Verimlilik artar.

Gelir yükselir.

Gelecekte oluşan gelirle borç ödenir.

Sorun borcun kendisi değil.

Borçlanma maliyeti ile yarattığınız getirinin arasındaki ilişkidir.

Yüzde 5’le borçlanıp yüzde 15 kazandıran yatırım yapmak mantıklıdır.

Yüzde 10 maliyetle borçlanıp yüzde 6 kazandıran yatırım yapmak değildir.

Bugün dünya ekonomisinin önemli bir bölümü tam bu hesabı yeniden yapıyor.

BORSA İSTANBUL’DA BİR HAFTADA YÜZDE 4,44 KAYIP

Piyasa tarafında Türkiye’nin haftası iyi geçmedi.

BIST 100 haftayı yüzde 4,44 düşüşle 11.721 puanda tamamladı.

Dolar/TL haftalık yüzde 0,37 yükseldi.

Euro/TL yüzde 0,93 arttı.

Gram altın ise neredeyse yerinde kaldı.

Yatırım fonları ortalama yüzde 1,79 değer kaybetti.

BIST’teki düşüşe yalnızca bir haftalık hareket olarak bakmamak gerekiyor.

Son dönemde fon piyasasında yaşanan sorunlar, yüksek faiz ortamı ve artan risk algısı hisse senetlerinin önünde güçlü bir alternatif oluşturuyor.

Bir yatırımcı yıllık yüksek faizle daha düşük riskli TL araçlarında kalabiliyorsa hisse senedinden daha yüksek getiri talep eder.

Bu nedenle faiz yalnızca Merkez Bankası’nın konusu değildir.

Borsa değerlemesinin de merkezindedir.

BEKLENTİLERDE İYİLEŞME DURDU MU?

Haftanın son önemli verilerinden biri TCMB’nin Piyasa Katılımcıları Anketi’ydi.

Yıl sonu enflasyon beklentisi yüzde 29,63.

12 ay sonrası beklenti yüzde 23,89.

2026 büyüme beklentisi ise yüzde 3’ten yüzde 2,9’a geriledi.

Katılımcılar ilk Para Politikası Kurulu toplantısında politika faizinin yüzde 36’ya inmesini bekliyor.

Burada dikkat çekici bir denge var.

Piyasa faiz indirimi bekliyor.

Ama enflasyon beklentisinde belirgin bir iyileşme yok.

Üstelik petrol 100 doların üzerinde.

ABD yeniden faiz artırmayı tartışıyor.

Bu tablo TCMB’nin faiz indirim alanını daraltabilir.

Özellikle enerji fiyatlarının kalıcı biçimde yüksek kalması halinde.

IMF TÜRKİYE TAHMİNİNİ DE DÜŞÜRDÜ

IMF bu hafta Türkiye için 2026 büyüme tahminini yüzde 2,9’dan yüzde 2,7’ye indirdi.

2027 beklentisi yüzde 3,6.

2026 yıl sonu enflasyon beklentisi ise yüzde 31,2.

Bu rakamların hiçbiri tek başına dramatik değil.

Ama bir eğilime işaret ediyorlar.

Dezenflasyonun bir maliyeti var.

İç talep yavaşlıyor.

Kredi pahalı.

Enerji pahalı.

Dış finansman pahalı.

Ekonomi büyümeye devam ediyor ama önceki dönemlerdeki kadar kolay büyüyemiyor.

HAFTANIN BÜYÜK RESMİ

Bütün rakamları bir kenara bırakalım.

Bu hafta bize ne anlattı?

Bence şunu:

Dünya ekonomisinin temel sorunu artık yalnızca enflasyon değil. Enflasyonu düşürmek için kullanılan yüksek faizin oluşturduğu maliyet de başlı başına ekonomik bir mesele haline geliyor.

ABD’de yüksek faiz yapay zekâ yatırımlarının finansmanını sorgulatıyor.

Türkiye’de yüksek faiz bütçenin faiz giderlerini büyütüyor.

Şirketlerin kredi maliyetini yükseltiyor.

Vatandaşın borcunu çevirmesini zorlaştırıyor.

Borsa için alternatif getiri oluşturuyor.

Tam bu sırada petrol yeniden 110 dolara yaklaşıyor ve enflasyonu yukarı itiyor.

Yani merkez bankalarının işi zor.

Faizi erken indirirseniz enflasyon yeniden hızlanabilir.

Faizi uzun süre yüksek tutarsanız ekonomi ve borçlular üzerindeki yük artar.

Belki de önümüzdeki aylarda konuşacağımız asıl mesele faiz indiriminin ne zaman başlayacağı olmayacak.

Ekonomilerin bu faiz seviyesini ne kadar süre taşıyabileceği olacak.

Yeni haftaya girerken benim izleyeceğim dört gösterge var.

Petrolün 110 dolar çevresindeki seyri.

ABD tahvil faizleri ve Fed beklentileri.

Borsa İstanbul’da 11.700 bölgesinin korunup korunamayacağı.

Ve Türkiye’de kredi geri ödeme sorunlarının büyüyüp büyümediği.

Çünkü bu dört göstergenin ortak bir noktası var:

Paranın fiyatını anlatıyorlar.

Ve bugün dünya ekonomisinin belki de en önemli fiyatı doların, altının ya da petrolün fiyatı değil.

Paranın kendisinin fiyatı.