Ana içeriğe atla

Bir kilo et neden bu kadar pahalı?

Nuri Ekinci; yemden faize, hayvan varlığından ithalata kadar kırmızı et fiyatlarının arkasındaki maliyet zincirini sade bir dille anlatıyor.

Kasaba giriyorsunuz.

Önce fiyatlara bakıyorsunuz.

Sonra alacağınız miktarı değiştiriyorsunuz.

Bir kilo diye düşündüyseniz yarım kilo diyorsunuz.

Yarım kilo fazlaysa 300 gram.

Kırmızı et artık birçok aile için alışveriş listesinin sıradan bir kalemi değil.

Hesap yapılması gereken bir ürün.

Peki neden?

Bir kilo etin fiyatını gerçekten kim belirliyor?

Kasap mı?

Besici mi?

Yem fiyatı mı?

Döviz mi?

Yoksa Türkiye'de yeterince hayvan mı yok?

Gelin kasaptaki etiketten başlayıp biraz geriye doğru yürüyelim.

Et kasapta başlamıyor

Önce önemli bir ayrım yapalım.

Kasapta gördüğümüz fiyat ile hayvanın kesim fiyatı aynı şey değil.

Ulusal Kırmızı Et Konseyi'nin 24 Eylül verilerine göre Türkiye genelinde yağsız dana karkasının ortalama kesim fiyatı kilogram başına 584,17 lira.

Kuzu karkasının ortalama fiyatı ise 616,43 lira.

Dana karkas fiyatı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 24,8, kuzu karkas fiyatı yüzde 21,3 yükselmiş durumda.

Ama burada “584 liraya et var” diye düşünmeyin.

Çünkü bu kasaptaki kıyma fiyatı değil.

Bu karkas fiyatı.

Hayvan kesiliyor.

Kemiği var.

Yağı var.

Fire var.

Parçalama maliyeti var.

Nakliye var.

Soğuk zincir var.

Kasabın kirası var.

Personeli var.

Elektriği var.

Bir hayvanın her parçası da aynı fiyata satılmıyor.

Bonfile ile kıymanın, antrikot ile haşlamalığın fiyatı aynı değil.

Yani kasaptaki etiket, çiftlikte başlayan uzun bir maliyet zincirinin son halkası.

Bir dana bugün karar verilip yarın üretilemiyor

Kırmızı eti diğer birçok üründen ayıran mesele burada başlıyor.

Bir fabrika düşünün.

Talep arttı.

Vardiya sayısını artırırsınız.

Makineyi biraz daha uzun çalıştırırsınız.

Üretimi kısa sürede yükseltebilirsiniz.

Hayvancılık böyle çalışmıyor.

Bugün “Et pahalandı, daha fazla dana üretelim” dediğinizde yarın piyasaya yeni hayvan çıkaramıyorsunuz.

Önce hayvan doğacak.

Büyüyecek.

Beslenecek.

Kesim ağırlığına ulaşacak.

Bu süreç aylarla değil, yıllarla ölçülüyor.

Bu yüzden kırmızı et piyasasında bugün yaptığınız yanlışın faturası çoğu zaman iki yıl sonra karşınıza çıkıyor.

Bugün verdiğiniz doğru kararın sonucunu da hemen göremiyorsunuz.

Hayvan sayısı artıyor, et neden ucuzlamıyor?

İşte kafa karıştıran noktalardan biri bu.

TÜİK'in son hayvancılık verilerine göre Türkiye'deki büyükbaş hayvan sayısı Haziran 2026 itibarıyla 17 milyon 805 bin baş.

Bir yıl öncesine göre artış var.

İlk bakışta insan şunu soruyor:

“Hayvan sayısı artıyorsa et neden hâlâ pahalı?”

Çünkü hayvan sayısı ile o yıl piyasaya çıkan et miktarı aynı şey değil.

Sürüde süt ineği var.

Damızlık var.

Buzağı var.

Henüz kesim çağına gelmemiş hayvan var.

Yani 17,8 milyon hayvanın tamamını kasaplık et olarak düşünemeyiz.

Nitekim TÜİK'e göre Türkiye'nin toplam kırmızı et üretimi 2025 yılında yüzde 10,5 azaldı ve 1 milyon 885 bin tona geriledi.

Sığır eti üretimindeki düşüş ise yüzde 11,5 oldu.

Bir tarafta hayvan varlığını artırmaya çalışıyoruz.

Öbür tarafta geçmiş dönemdeki üretim kaybının etkisini hâlâ taşıyoruz.

İneğin önüne döviz koymuyoruz ama...

Et fiyatı konuşulduğunda hep “yem pahalı” denir.

Bu cümle artık o kadar sık kullanıldı ki bazen ne anlama geldiğini unutuyoruz.

Bir hayvan aylar boyunca beslenecek.

Mısır.

Arpa.

Soya.

Kaba yem.

Vitamin.

Mineral.

Veteriner hizmeti.

İlaç.

Su.

Elektrik.

Nakliye.

Bunların her biri hayvanın kilogram maliyetine ekleniyor.

TÜİK'in temmuz ayı Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi yıllık yüzde 27,62 artmış durumda.

Dolayısıyla kasaptaki et fiyatını konuşurken yalnızca kasabın kârına bakmak meseleyi açıklamıyor.

Kasabın arkasında mezbaha var.

Mezbahanın arkasında besici.

Besicinin arkasında yem üreticisi.

Onun arkasında tarla, mazot, gübre, elektrik ve finansman var.

Bir kilo kıymanın içinde bütün bu maliyetlerin küçük bir parçası bulunuyor.

Faiz de etin içine giriyor

“Faizin et fiyatıyla ne ilgisi var?” diye sorabilirsiniz.

Var.

Hem de oldukça fazla.

Besici hayvanı bugün alıyor.

Parasını bugün ödüyor.

Yemi bugün alıyor.

Ama gelirini aylar sonra elde ediyor.

Aradaki zamanı finanse etmek gerekiyor.

Kredi kullanıyorsa faiz ödüyor.

Kendi parasını kullanıyorsa onun da bir fırsat maliyeti var.

Yüksek faiz yalnızca ev ve otomobil kredisini pahalılaştırmaz.

Üretimde uzun süre paranın bağlı kaldığı sektörleri de zorlar.

Hayvancılık bunlardan biri.

Peki ithalat?

Türkiye kırmızı et fiyatlarını dengelemek için zaman zaman canlı hayvan ve besilik sığır ithalatına başvuruyor.

Et ve Süt Kurumu da 2026 yılında ithal besilik sığır dağıtımına devam ediyor.

Tarım ve Orman Bakanlığı ayrıca küçük ölçekli üreticilere yönelik projeyle 108 bin baş besilik sığırın üreticilere dağıtılacağını açıkladı.

İthalat kısa vadede piyasadaki arz baskısını azaltabilir.

Ama burada basit bir soru sormamız gerekiyor:

Bir ülke eti kalıcı olarak ucuzlatmak istiyorsa neyi ucuzlatmalı?

İthal eti mi?

Yoksa et üretmenin maliyetini mi?

İkisi aynı şey değil.

İthalat fiyatın ateşini düşürebilir.

Ama içeride üretim yapmak sürekli zorlaşıyorsa birkaç yıl sonra aynı sorun yeniden karşınıza çıkar.

Besicinin de tüketicinin de derdi aynı

Et tartışmalarında bazen üretici ile tüketiciyi karşı karşıya koyuyoruz.

Sanki tüketici ucuz et isterken besici pahalı et istiyormuş gibi.

Mesele o kadar basit değil.

Besici yüksek fiyattan çok öngörülebilir maliyet ister.

Çünkü hayvanı bugün besleyip aylar sonra kaça satacağını bilmiyorsa üretim yapmak zorlaşır.

Tüketici ise doğal olarak ulaşabileceği fiyat ister.

Bu iki talep birbirinin düşmanı değil.

Asıl mesele aradaki sistemi verimli hale getirmek.

Yemi daha verimli üretmek.

Hayvan hastalıklarını azaltmak.

Buzağı kayıplarını düşürmek.

Üreticinin finansmana erişimini kolaylaştırmak.

Verimliliği artırmak.

Aracılık ve lojistik zincirini daha şeffaf hale getirmek.

Çünkü fiyatı yalnızca kasap tezgâhında kontrol etmeye çalışırsanız sorunun başladığı yere hiç dokunmamış olursunuz.

Bir kilo et aslında bize ne anlatıyor?

Kasaptaki etikete yeniden dönelim.

Bir kilo etin fiyatına baktığımızda yalnızca bir gıda ürününün fiyatını görmüyoruz.

Tarım politikasını görüyoruz.

Yem üretimini görüyoruz.

Faizi görüyoruz.

Enerji maliyetini görüyoruz.

Hayvan varlığını görüyoruz.

İthalatı görüyoruz.

Üreticinin geleceğe güvenip güvenmediğini görüyoruz.

En önemlisi de sofranın satın alma gücünü görüyoruz.

Kırmızı etin pahalı olmasının tek bir nedeni olmadığı gibi, ucuzlamasının da tek bir yolu yok.

Hayvan sayısını artırmak gerekiyor.

Ama yetmiyor.

Üretimi artırmak gerekiyor.

Ama o da tek başına yetmiyor.

Üreticinin maliyetini yönetilebilir hale getirmek gerekiyor.

Çünkü sonunda çok basit bir gerçek var:

Üreticinin pahalıya ürettiği eti tüketicinin sürekli ucuza yemesi mümkün değil.

Kasaptaki etiket bize sadece etin fiyatını söylemiyor.

Hayvancılık sisteminin nasıl çalıştığını da anlatıyor.

Nuri Ekinci

Veriler: TÜİK, Ulusal Kırmızı Et Konseyi, Tarım ve Orman Bakanlığı, Et ve Süt Kurumu.

ÜÇ AYRI BAKIŞ

Yazarlar.

01 NURİ EKİNCİ
CEBİMİZDEKİ EKONOMİ

Ekonomiyi hayatın içinden okuyor

Fiyatlardan gelirlere, tüketimden değişen alışkanlıklara; ekonomik gelişmelerin gündelik hayattaki karşılığını sade ve anlaşılır bir dille anlatıyor.

Yazıyı oku →
02 EMRE YAŞAR
PANORAMA

Haftanın ekonomi panoraması

Türkiye ve dünya ekonomisinde haftanın öne çıkan gelişmelerini; veriler, piyasalar, şirketler ve sektörler üzerinden tek çerçevede topluyor.

Yazıyı oku →
03 SELİM GÜVEN
EKONOMİ POLİTİK

Ekonomiyi güç dengeleriyle okuyor

Ekonomi, siyaset ve jeopolitiğin kesiştiği noktaları izleyerek küresel gelişmeleri ve değişen güç dengelerini birlikte değerlendiriyor.

Yazıyı oku →