Ana içeriğe atla

Üç fiyat tek kriz: Petrol, faiz-borç

 

Bir süredir dünya ekonomisini anlamak için merkez bankalarının ne yaptığına bakmak yetmiyor.

Artık üç ekrana aynı anda bakmak gerekiyor.

Petrol.

Tahvil faizi.

Borç.

Üçü de yükseldiğinde ekonomi başka bir yere gidiyor.

Ve galiba tam olarak böyle bir döneme giriyoruz.

Geçtiğimiz hafta ABD Merkez Bankası faizi 25 baz puan artırarak yüzde 3,75–4,00 aralığına çıkardı. Bu, Fed'in 2023'ten bu yana yaptığı ilk faiz artışıydı. Aynı gün ABD'nin 10 yıllık tahvil faizi yüzde 5 civarına ulaştı. Fed yetkililerinin projeksiyonları da yıl bitmeden yeni bir artış ihtimalinin masada kaldığını gösteriyor.

Normal şartlarda bu iki veri bile piyasaların bütün haftasını doldurmaya yeterdi.

Ama artık “normal şartlar” diye bir şey yok.

Çünkü aynı anda petrol 100 doların üzerinde.

Ve asıl mesele fiyatın 100 dolar olması bile değil.

PETROLÜN ALTINDAKİ RAKAM

Uluslararası Enerji Ajansı'nın eylül raporundaki belki de en önemli rakam şu:

Şubattan ağustos sonuna kadar dünyada gözlenen petrol stokları 507 milyon varil azaldı.

Altı aylık ortalamada dünya her gün yaklaşık 2,8 milyon varil stok tüketti.

Sadece ağustos ayında stoklardan 95 milyon varil eksildi. IEA ayrıca küresel petrol arzının 2026'da günlük 5,7 milyon varil azalmasını bekliyor. Buna karşılık yüksek fiyatların ekonomiyi yavaşlatması nedeniyle petrol talebinin de günlük yaklaşık 2,5 milyon varil düşeceğini tahmin ediyor.

Bu rakamların anlattığı şey basit:

Dünya petrol krizini çözmedi.

Stoklarını kullanarak erteledi.

İkisi aynı şey değil.

Depodaki petrol piyasaya sürüldüğünde fiyat bir süre tutulabilir.

Ama depo sonsuz değildir.

Tam da bu nedenle enerji piyasasında artık yalnızca “petrol kaç dolar?” sorusunu sormak yeterli değil.

Doğru soru şu:

Bu fiyat kaç dolar olurken dünyanın tamponu ne kadar kaldı?

Çünkü tampon küçüldükçe bir sonraki arz kesintisinin ekonomik etkisi büyüyor.

MERKEZ BANKALARININ YENİ PROBLEMİ

Enerji şoku merkez bankalarını çok zor bir yere getiriyor.

Faizi artırırsanız petrol kuyusu açamazsınız.

Bir tanker daha fazla petrol taşımaz.

Bir rafinerinin kapasitesini artırmazsınız.

Ama petrol fiyatının ücretlere, taşımaya, gıdaya ve hizmet fiyatlarına yayılmasını engellemek için faiz artırmak zorunda kalabilirsiniz.

İşte bugünkü para politikasının çıkmazı burada.

Avrupa Merkez Bankası da 10 Eylül'de üç temel faizini 25 baz puan artırdı. ECB'nin yeni tahminlerinde Euro Bölgesi enflasyonunun 2026'da ortalama yüzde 3,0 olması beklenirken büyümenin yalnızca yüzde 0,9 seviyesinde kalacağı öngörülüyor.

Yani Avrupa'nın önündeki denklem kabaca şöyle:

Daha yüksek enflasyon.
Daha pahalı enerji.
Daha yüksek faiz.
Ama zayıf büyüme.

Bu, merkez bankalarının sevdiği türden bir problem değildir.

Çünkü enflasyonu düşürmek için ekonomiyi biraz soğutabilirsiniz.

Ama ekonomi zaten soğuyorsa?

Sorun orada başlıyor.

FAİZ ARTIK SADECE FAİZ DEĞİL

ABD 10 yıllık tahvil faizinin yüzde 5 çevresine gelmesi ilk bakışta finans piyasalarının meselesi gibi görünebilir.

Değil.

10 yıllık ABD tahvili dünyanın finansal sistemindeki en önemli fiyatlardan biridir.

O yükseldiğinde devletlerin borçlanma maliyeti yükselir.

Şirket tahvilleri pahalanır.

Konut kredileri pahalanır.

Hisselerin değerlemesinde kullanılan iskonto oranı yükselir.

Yeni yatırım yapmak zorlaşır.

Ve başka ülkelerin ABD ile rekabet edebilmek için ödediği faiz de yukarı doğru baskılanır.

Bu nedenle yüzde 5 yalnızca Amerika'nın rakamı değildir.

Dünyanın parasının fiyatıdır.

Üstelik dünya bu döneme düşük borçla girmiyor.

IMF'ye göre küresel kamu borcu dünya milli gelirinin neredeyse yüzde 100'üne ulaşmış durumda. IMF, 2026 küresel büyümesinin yaklaşık yüzde 3 seviyesinde gerçekleşebileceğini düşünüyor ama enerji şokunun sona ermediğini ve borç yükünün temel risklerden biri olmaya devam ettiğini açıkça söylüyor.

İşte yeni dönemin en tehlikeli bileşimi bu olabilir:

Yüksek borç + yüksek faiz.

Düşük faiz çağında büyük borç stokları taşınabiliyordu.

Borcu çevirmek ucuzdu.

Şimdi aynı borç daha yüksek faizle yeniden finanse ediliyor.

Bu süreç bir gecede gerçekleşmez.

Ama yıllar içinde bütçelerin giderek daha büyük bölümü faize gider.

Ve siyaset o zaman değişmeye başlar.

Çünkü faiz giderine giden para başka yere gidemez.

ÇİN'İN BAŞKA BİR SORUNU VAR

Dünyanın ikinci büyük ekonomisi ise aynı krizin başka yüzüyle mücadele ediyor.

Çin eylül ayında gösterge kredi faizlerini art arda 16'ncı ay değiştirmedi. Bir yıllık kredi ana faiz oranı yüzde 3,00, beş yıllık oran yüzde 3,50 seviyesinde tutuldu.

Fakat faiz burada hikâyenin yalnızca küçük bir bölümü.

Ağustosta Çin'in sanayi üretimi yıllık yüzde 5,2 büyürken perakende satışların artışı yalnızca yüzde 0,4 oldu.

Daha çarpıcı rakam gayrimenkulde.

Gayrimenkul yatırımları yıllık yaklaşık yüzde 20 geriledi.

İkinci çeyrekte Çin ekonomisinin büyümesi de yüzde 4,3'e kadar yavaşladı.

Ortaya ilginç bir ekonomi çıkıyor.

Fabrikalar üretmeye devam ediyor.

Teknoloji yatırımları devam ediyor.

Elektrikli araç, batarya, robot ve yapay zekâ yatırımları büyüyor.

Ama Çinli tüketici aynı hızla harcamıyor.

Konut eski büyüme motoru olmaktan çıkıyor.

Bu durumda Çin daha fazla üretip daha fazlasını dışarı satmak zorunda kalıyor.

Ve tam burada ekonomi yeniden siyasete bağlanıyor.

Çünkü Çin'in ihracata daha fazla yaslanması Amerika ve Avrupa'nın sanayi politikalarıyla çatışıyor.

ABD ve Çin heyetlerinin bu hafta New York'ta ticaret, yapay zekâ ve kritik mineralleri görüşüyor olması tesadüf değil. 21. yüzyılın ticaret müzakereleri artık yalnızca “gümrük vergisi kaç olacak?” meselesi değil.

Çip.

Yapay zekâ.

Nadir toprak elementleri.

Enerji.

Batarya.

Veri.

Bunların tamamı artık ekonomik olduğu kadar stratejik ürünler.

AVRUPA'NIN SIKIŞMASI

Avrupa ise bu yeni dünyanın belki de en zor pozisyonlarından birinde.

Almanya için 2026 büyüme tahminleri son dönemde yukarı revize edildi. Ancak Alman Ekonomi Bakanlığı üçüncü çeyrek başında ekonomik ivmenin yeniden zayıfladığına dikkat çekiyor.

Temmuzda sanayi üretimi yüzde 2,2 geriledi.

Yüksek enerji maliyetleri özel tüketimi baskılıyor.

Otomotiv sektörü dönüşüm sancısı yaşıyor.

Çin'deki rekabet daha sert hale geliyor.

Porsche'de gündeme gelen yeni işten çıkarmalar bunun küçük ama sembolik bir örneği. Volkswagen'in yeniden yapılanması kapsamında Porsche'de 4 binden fazla ek istihdam azaltımı değerlendiriliyor.

Eskiden Avrupa'nın formülü kabaca şöyleydi:

Ucuz Rus enerjisi.

Çin'e ihracat.

Amerikan güvenlik şemsiyesi.

Yüksek katma değerli sanayi.

Bugün bu formülün neredeyse her maddesi yeniden yazılıyor.

Bu nedenle Avrupa'daki mesele yalnızca büyüme oranının yüzde 0,9 mu yoksa yüzde 1,2 mi olacağı değildir.

Asıl soru Avrupa'nın yeni ekonomik modelinin ne olacağıdır.

BİR DE YAPAY ZEKÂ VAR

Bütün bu karanlık tablonun ortasında devasa bir yatırım dalgası devam ediyor.

Yapay zekâ.

IMF'ye göre yapay zekâ Avrupa'da beş yılda verimliliği yaklaşık yüzde 1 artırabilir.

Ama aynı rapor başka bir probleme dikkat çekiyor:

Enerji.

Veri merkezleri zaten Frankfurt, Londra, Amsterdam, Paris ve Dublin gibi merkezlerde elektrik tüketiminin önemli bir bölümünü oluşturuyor. Yapay zekâ yatırımlarının büyümesi elektrik şebekeleri üzerinde daha fazla baskı yaratabilir.

Burada çağımızın tuhaf çelişkilerinden biri ortaya çıkıyor.

Dünya enerji krizinden çıkmaya çalışırken aynı anda tarihin en enerji yoğun teknolojik yatırım dalgalarından birini başlatıyor.

Yani teknoloji enerji sorununu çözebilir.

Ama önce enerji isteyecek.

Hem de çok.

YENİ DÖNEMİN ADI NE?

Belki henüz bilmiyoruz.

Ama eski dönemin bittiğini söylemek giderek kolaylaşıyor.

2008 sonrasının dünyasında para ucuzdu.

Enerji görece ucuzdu.

Küreselleşme maliyetleri aşağı çekiyordu.

Çin dünya fabrikasıydı.

Merkez bankaları her krizde likidite sağlayabiliyordu.

Bugün tablo farklı.

Enerji pahalı.

Sermayenin fiyatı yükseliyor.

Devletlerin borcu büyük.

Küreselleşme yerini stratejik bloklaşmaya bırakıyor.

Savunma harcamaları artıyor.

Yapay zekâ için trilyonlarca dolarlık yeni sermaye gerekiyor.

Bunların hepsini aynı anda finanse etmeye çalışıyoruz.

Bu nedenle önümüzdeki dönemin asıl ekonomik problemi belki de enflasyon veya büyüme olmayacak.

Daha temel bir soru olacak:

Dünyanın bütün bu faturaları ödeyecek kadar ucuz parası var mı?

Şimdilik tahvil piyasasının verdiği cevap pek rahatlatıcı görünmüyor.

Petrol piyasasının cevabı da öyle.

Ve belki bu haftanın bütün rakamlarını tek cümlede toplamak gerekirse:

Dünya ekonomisi artık kıt olan yalnızca enerjiyi değil, ucuz parayı da paylaşmak zorunda.

Selim Güven


ÜÇ AYRI BAKIŞ

Yazarlar.

01 NURİ EKİNCİ
CEBİMİZDEKİ EKONOMİ

Ekonomiyi hayatın içinden okuyor

Fiyatlardan gelirlere, tüketimden değişen alışkanlıklara; ekonomik gelişmelerin gündelik hayattaki karşılığını sade ve anlaşılır bir dille anlatıyor.

Yazıyı oku →
02 EMRE YAŞAR
PANORAMA

Haftanın ekonomi panoraması

Türkiye ve dünya ekonomisinde haftanın öne çıkan gelişmelerini; veriler, piyasalar, şirketler ve sektörler üzerinden tek çerçevede topluyor.

Yazıyı oku →
03 SELİM GÜVEN
EKONOMİ POLİTİK

Ekonomiyi güç dengeleriyle okuyor

Ekonomi, siyaset ve jeopolitiğin kesiştiği noktaları izleyerek küresel gelişmeleri ve değişen güç dengelerini birlikte değerlendiriyor.

Yazıyı oku →